Kategori arşivi: BOSTAN VE GÜLİSTAN

Kör Fakir ve Zengin

 Kör Fakir ve ZenginbostanVeGulistan

Kibirli ve zengin birisi kapısına gelen bir fakire bir şey vermediği gibi, onu hem paylar hem de kapıyı yüzüne kapatır.. Zavallı fakir içlenir; bir tarafa çekilir ve oturur, ağlamaya başlar.. Bir kör, onun ağlamalarını duyar. Kalkar yanına gelir, niçin böyle üzgün olduğunu, ağladığını sorar.

Fakir olanı biteni anlatır.

Kör, teselli vererek, üzülmemesini, kendi evine gelmesini, evinde kalmasını, ekmeğini çorbasını kendisiyle paylaşmasını ister ve ısrarda eder. Fakir onun içtenliği ve ısrarı karşısında kabul eder, onunla gider.

Kör ona karşı çok güzel bir konukseverlik gösterir. Fakirin, hem karnı doyar hem de gönlü hoş olur.
Gönlü öyle hoş olur ki, o hoşnutluk içinde:
– Sen bana evini açtın, sen bana gönlünü açtın, Kadir Mevlamda senin gözünü açsın, diye dua eder.

Gece olur, körde bir gariplenir bir gariplenirki, o gariplik içersinde gözünden birkaç damla yaş damlar, gözleri birden açılır. Görmeğe başlar.

Körün görmesi ile ilgil i haber bir anda şehirde yayılır. Yer yerinden oynar. Bu haberi onu kapısından kovan, kovmakla kalmayan taş yüreklide duyar. İşin doğruluğunu anlamak için gözü açılan şahsa gelir:
– Çok şanslıymışsın. Gözün nasıl açıldı, kim açtı.
– Hey! seni gidi gafil seni, sen nasıl bir adammışsınki, öyle bir mübarek zatı azarladın, üzdün, yüzünü yıktın. devlet kuşunu bıraktın, baykuş ile meşgul oldun. Gözümün kapısını, senin yüzüne kapıyı kapattığın o kimse açtı.
– Desene kendime yazık ettim, öyle bir doğanmışki öyle bir devletmiş ki, kıymetini bilemedim, bana değil sana nasip oldu, ben avlayamadım sen avladın, der ve kıskançlıkla parmağını ısırır.

Mum ile Pervane

Mum ile PervanebostanVeGulistan

( Yakup Kenan Necefzade Bostan ve Gülistan, Sadi Şirazi (), Bedir Yayınları, İstanbul 2004

Çok iyi hatırlıyorum. Bir gece uyuyamadım. Gözüme uyku girmedi. Pervanenin, muma şu sözleri söylediğini işittim.Ey sevgilim! Hadi ben aşığım, yansam da yeridir. Peki ya sen neden yanıyor, niçin ağlıyorsun?

Ey benim biçare aşığım! Benim yanmama, ağlamama sebep nedir bilir misin?

Benim tatlı balım vardı. Beni ondan ayırdılar. Şirin’im haksızlıkla elimden alindi. İste Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor. Gece meclisi aydınlatan ışığıma bakma. İçimi yakan ateşe bak.
Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu.
Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki:

Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin için değil. Seninki bir kuru iddiadan ibaret. Sende ne sabır var, ne metanet ve tahammül.

Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun. Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum. Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise vücudumu, baştan aşağı yakar.

Sadi de mum gibidir. Dışı parlaktır, ama içi yanmıştır.

Artık gece bitiyor, sabah oluyordu. Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü.Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken:Aşkın sonu budur işte, dedi ve can verdi.

Aşıklığın ne demek olmak istersen anlatayım: Ölmek suretiyle yanmaktan kurtulmak…
Sevgilisi eliyle öldürülen aşığın mezarına gidip de ağlama, bilakis sevinerek şöyle de:
Ne mutlu ona! Sevgilisinin makbulü olduğu için sevgili onu öldürmüştür.
Aşık isen bu dertten kurtulmaya çalışma: yalnız Sadi gibi garazsız, ivazsız aşık ol.
Aşık bir fedai demektir. Nasıl ki, bir fedai gayesine varmadıkça emeline erişmedikçe başına taş ve ok yağsa meydandan çekilmezse, aşık da öyledir.

Ben sana denize açılma demiyorum. Açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.

 

Gidecek Başka Kapınız Var Mı?

Gidecek Başka Kapınız Var mı?bostanVeGulistan

Bir gece pirin biri sabaha kadar ibadet etmiş, seher vakti elini Tanrı’ya kaldırıp hacet dilemişti. O sırada kulağına gaipten şöyle bir ses geldi:

—İster defol git, ister yalvarıp yakarmana devam et; bu kapıda senin dileğin kabul edilmeyecek. Boşu boşuna uğraşma, başının çaresine bak!

Pir ertesi geceyi de zikirle, ibadetle geçirdi. Müritlerden biri onun durumunu öğrenmişti: “Pirim” dedi; “gördün ya, sana o taraftan kapı kapanmış. Boş yere bu kadar uğraşıp durma!”

İhtiyarın gözlerinden, yüzüne hasretle, yakut renginde yaşlar boşandı.

“A oğlum” dedi; “eğer bundan daha iyi bir kapı bilseydim, ancak o vakit umudumu keser, geri dönerdim. O benden dizginini çevirdi ama sanma ki terkisinden ben el çekeceğim. Dilenci, eğer başka bir kapı tanıyorsa, herhangi bir kapıdan mahrum döndüğü zaman gam yemez. Evet, benim bu semte yolum yokmuş, işittim. Ama başka bir ülkeye gitmem de imkânsız.”

Pir bunları söylerken kendini Tanrı’ya vermiş, başını yere koymuştu. O sırada can kulağına bir ses geldi; diyorlardı ki:

“Bize lâyık bir hüneri yoksa da onu kabul ettik. Çünkü Bizden gayrı sığınağı yok!”

Padişah ve Esir

 Padişah ve EsirbostanVeGulistan

Bir padişah bir esirin öldürülmesini emretmişti. Zavallı esir ümitsizlik içinde kendi dilince padişaha sövüp saymaya, uygunsuz şeyler söylemeye başladı. “Canından el çeken, gönlüne geleni söyler” demişler. Padişah esirin ne söylediğini sordu. İyi kalpli vezirlerden biri: “Öfkelerini yenenler ve insanları affedenler cennetliktir, diyor padişahım.” diye cevap verdi.

Hükümdar esire acıdı, kanını dökmekten vazgeçti. Ama ilk konuşana zıt giden bir vezir dedi ki: “Bizim gibilere padişahın huzurunda doğruyu söylemekten başkası yakışmaz. İşte bu esir padişaha küfretti, uygunsuz sözler söyledi.” Hükümdar bu söz üzerine yüzünü buruşturdu ve dedi ki: “Bana onun yalanı senin doğru sözünden daha uygun gelmişti. Çünkü o yalan bir iyilik içindi. Halbuki bu gerçek kötülüğe dayanıyor. İyilik getiren yalan, fitne koparan doğrudan iyidir demişlerdir.”

Çalış Çabala Tembel Tilki Olma

Çalış Çabala Tembel Tilki OlmabostanVeGulistan

Dervişin biri, kolsuz bacaksız bir tilki gördü. “Bu vaziyette bu hayvan nerden yiyip içiyor? Nasıl yaşayabiliyor?” diye Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve kudretine hayran kaldı. Şaşkın derviş bu haldeyken bir aslan pençesinde bir çakalla çıkageldi ve avını orada yedi. Ondan artan şeyler de tilkiyi doyurdu. Herkesin rızkını ulaştıran (Rezzak) Allah, ertesi gün başka bir tesadüfle tilkinin günlük yiyeceğini yine gönderdi.

Bu hakikat karşısında adamın gözü açıldı. Hemen bir mescide gidip tevekküle koyuldu. “Aslanlar bile rızıklarını zorbalıkla yemiyorlar. Mademki Allah kötürüm tilkinin rızkını ayağına gönderiyor, benim rızkımı da gönderir. İyisi mi ben bundan sonra karıncalar gibi bir köşeye çekileyim.” dedi. İşi gücü bıraktı, Yüce Yaratıcı’nın gayb aleminden rızık göndereceği ümidiyle beklemeye başladı. Fakat günlerce gelen giden olmadı.

Bu arada mihrap tarafından kulağına şöyle sesler geldi: “Ey tembel adam! Elsiz ayaksız tilki gibi görme kendini. Kalk da yırtıcı bir aslan kesil. Öyle çalış ki, aslan gibi senden de başkalarına bir şeyler kalsın. Neden aciz tilkiye benzeyip artıklarla doyacaksın. Aslan gibi güçlü bir insan, düşkün tilki gibi davranırsa köpekler bile ondan üstün olur. Çalış çabala ve başkalarıyla yiyip içmeye bak; birilerinin artığına göz dikmeyi bırak.

Arpa ve Ot

 Arpa ve OtbostanVeGulistan

Bir yolda önüme gençten biri çıktı. Ardı sıra (tasmalı) bir koyun koşuyordu. Gence dedim ki: “Bu koyun senin ardından şu iple tasma sayesinde geliyor. Bunlar olmasa koyun arkandan gelmezdi.” Delikanlı derhal koyunun tasmasını çözdü ve sağa sola koşup seğirtmeye başladı. O dilsiz hayvan yine koşa koşa delikanlının arkasından gidiyordu. Çünkü onun elinden arpa ve ot yemişti.

Delikanlı oynayıp eğlendikten sonra yanıma döndü. “Ey akıllı kişi! Onu ardım sıra götüren şey bu ip değilmiş. Ettiğim iyilikler onun boynuna kement olmuş. Onu peşimde koşturan, yaptığım iyiliklerdir.” dedi.

Kükreyen fil bile gördüğü iyilik sebebiyle filciye saldırmaz. Ey iyi adam, kötüleri okşa. Köpek bile ekmeğini yediği zaman seni korur. Canavar parsın dişi, iki gün peynirini yaladığı adama karşı kesmez olur.

Mezar Taşı

Mezar TaşıbostanVeGulistan

“Babasının mezarı   başında oturmuş bir zengin çocuğu, bir yoksul çocuğuyla konuşurken gördüm.   Şöyle diyordu: “Babamın türbesinin sandukası kıymetli taştandır.   Üzerindeki kitabe renkli ve güzel, türbenin dışı da mermer ile döşenmiş,   firuze taşlarıyla süslenmiştir. Senin babanın mezarı gibi birkaç kerpiç ve   bir avuç toprakla meydana getirilmiştir.”Yoksul çocuğu bu sözleri dinledikten sonra şöyle cevap verdi: “Sus!   Baban bu ağır ve süslü taşlar altında kımıldayana kadar, babam cennete varmış   olur. Peygamberimizin şu sözünü duymadın mı: ‘Yoksulların ölümü rahata   erişmektir. Zenginlerinkiyse hasrete düşmek. Yoksulun geri bıraktığı bir   şeyciği yoktur ki, zengin gibi ayrılık acısı çeksin.”Eşeğin sırtındaki yük ne denli hafif olursa, Yol da o kadar rahat yürür.Yoksulluk zahmetinin yükünü çeken kişi, Ölüm kapısını hızlı geçer.Bolluk,  rahat ve kolay yaşayan insanın Ölmesi bu yüzden zordur,

Her haliyle esaretten kurtulan esir, Zindana düşen beyden mutludur.”